Saturday, August 4, 2012

BiNiLEN DAL'IN KESiLMESi ve FiNCANCI KATIRLARINI URKUTME

BİNİLEN DAL'IN KESİLMESİ ve FİNCANCI KATIRLARINI ÜRKÜTÜR İSEN...

Adamın birisi, at üstünde ormanda ilerlerken, kulağına bir türkü sesi gelir.  Kaba boydan söylenen Türkü’nün sözleri de dikkatini çeker. 

Türkü sesinin geldiği yere yaklaşır ki, bir ağaç üstünde bir adam, elinde testere, hem kalın bir dal kesiyor ve hem de Türkü söylüyor. 

Atının durdurup, söylenenleri dinler. 

Bir kuru balçıktan geldi dünyaya.
Bütün, secde kıldı melekler ona.
O da buğday yedi, uydu Havva’ya.
Değdi 1000 yaşına Adem de göçtü.

İnsanlar azdılar gelmez imana.
Çok nasihat etti ol azgınlara.
Doğruldu gemisi Cudi Dağına
950 Yaşında Nuh geldi geçti…

Çoktur bu arada konup ta göçen.
Yaşı 345 Hülleler biçen.
Hakkın emri ile makama geçen.
İdris Peygamber de gelip te göçtü.



İsmail’in kollarını bağladı.
Kan doldu gözleri pek çok ağladı.
Hak lisan verdi de bıçak söyledi.
175 Yaşında İbrahim göçtü…

Asi değil nergis gözün bağladı.
İblis geldi annesine söyledi.
Hak sevgili koçun kurban eyledi. 
137 Yaşında İsmail göçtü...

Şahsı tutar pederinin rengini.
Şam Kenan buldular Peygamberini.
Yakup oğlu tuttu onun yerini. 
180 Yaşında İshak ta göçtü.

Söyler oğulları hilaf sözleri.
Geldi kanlı gömlek tutmaz dizleri.
Ağlamaktan görmez oldu gözleri.
140 Yaşında Yakup’ta göçtü…

Meşakkatten kuyulara atıldı. 
Köle oldu, pazarlarda satıldı. 
Takdir öyle idi mekânın buldu. 
110 Yaşında Yusuf’ta göçtü.

Türkü sözleri dikkatini çekince, biraz daha yaklaşır, yine söylenenleri, pür dikkat dinler. 

Attılar nehir’e sandığı kanda.
Firavun büyüttü, düşmanın anda.
Konuştu Hak ile Tuğru Sina’da
120 Yaşında Musa’mda göçtü…

İsa Peygamber okur İncil’den.
Şaşırma Allah’ım sen doğru yoldan.
Babasız doğdu da, o da Meryem’den.
33 Yaşında Mekâna uçtu… 

Evvelimiz Âdem niceler geçti. 
Ayet ayet Kur’an kime erişti. 
Mümin olanlara doğru yol açtı.
63 Yaşında Muhammet göçtü.  

Ağaç dalı üstündeki adama seslenir. 

—    Kolay gelsin. Hep ölümlü beyitler, nereden aklına geldi?  

—    Sağ ol. Şu dala çıkarken bile zorlandım. Hâlbuki ben en üst dala, beş harekette çıkardım
.  

—    Bundan kereste çıkmaz,  o dalı kesip ne yapacaksın? 

—    Hem ağaçları budayıp, güçlendiriyorum ve hem de kışlık odun tedariki için, bugün ormana geldim. İlkbaharda kesersen, yaz döneminde kuruyor. Kışın daha iyi yanıyor. At üstünde, senin yolculuk nereden nereye?

—    Manisalıyım. Çukurova’ya doğru gidiyorum. Yolculuk uzun. Yalnız dikkatimi çekti. Kestiğin dal’ın üzerinde oturuyorsun. Böyle devam edersen, birazdan düşer, öbür dünya’ya çok daha erken gidersin.  

Der iken, dal kırılır ve Nasrettin Hoca da, yere düşer. 

Hoca biraz toparlanır. Adam yanına yardıma gider. Kalçasında ve kolunda biraz acı vardır ama çok etkileyici bir kırık veya ezik olmadığı anlaşılır. Nasrettin Hocanın eşeği de, dal’ın kırılma çatırtısı ile birlikte ortaya çıkar, yanlarında onları izlemektedir.  

Nasrettin Hoca, durumunun iyi olduğunu anlayınca, adama dönüp;

—    Yoksa sen Hızır Aleyhisselam mısın?  Benim o daldan düşeceğimi bildin. 

—    Bunun Hızır Aleyhisselamlık ile ne ilgisi var?  Kestiğin dal üzerine oturmuşun. Düşeceğin belli. 

Nasrettin yutkunur; “Seni bana Allah gönderdi. Belki düşüşümü yavaşlattın. O daldan düşeceğimi bildin. O zaman ne zaman öleceğimi de bilirsin." 

Yolcu adam içinden, “Çattık Belaya” diye düşünür. Nasrettin'e dönüp;
—    Ben Hızır Değilim. Manisalıyım. 

—    Olsun. Hızır, Manisalı da olur. Semerkantlı da,  Ulanbaturlu da. Dünyanın her yerinden, her ilinden olabilir. Hızır olduğunu da söylemez. Ben anladım. Sen Hızır Aleyhisselamsın. Bana bir iyilik yap, ne zaman öleceğimi söyle. Ben de ona göre hazırlıklı olayım. 

Bu arada eşek anırmaya başlar. Anırırken de osurur. 

Nasrettin Hoca adama döner; “Bak, o da anladı senin kim olduğunu.”

Yolcu, atına biner.

—    Sen Kasaba’ya giderken, şu tepeyi aşacaksın. Öyle mi?  

—    Bak onu da bildin. 

—    Tabi bileceğim. Gelirken, oradan geldim. Öbür cepheden çıkış o kadar zor değil ama bu tarafa iniş eğimi fazla. Sen şimdi eşeğe, bir de kestiğin dalları yükleyeceksin. Eşek, o bayırda çok zorlanacak.  Şimdi iyi dinle. Eşeğinin ilk osurduğunda, can’ın dizine gelecek. Çünkü yüklü eşeğe binemeyeceğin için, o yokuşu sen de yürüyerek, eşeğinin yanında çıkacaksın. Eşeğin ikinci osurduğunda, canın dizinden, beline gelecek. Üçüncü osurduğunda, canın çıkacak ve öleceksin. Hadi bana eyvallah…

Deyip, Nasrettin’in cevap vermesine fırsat vermeden, atını mahmuzlar. Yoluna devam eder. 

Nasrettin Hoca’nın kafasına takılan bir – iki yer olur ama yolcu uzaklaştı. Eşeğe, kestiği dalları yükler. “Ne olur, Ne olmaz?” Fazla ağırlık binip, bayırı çıkarken, -eşek osurmasın – diye de, yandan, dallar biraz yerde sürünecek şekilde bağlar. Yola revan olur. 

Yokuşa gelince, bir süre gider. “Eşek osurmadı!” Diye düşünürken, eşeğin ilk osuruk sesi duyulur. 

Nasrettin Hoca, ayaklarından, diz kapaklarına kadar bir uyuşukluk hisseder; “Yoksa adam, gerçekten de Hızır mı idi?” diye, içinden de bir korku başlar. 

Eşeğin biraz daha yavaş gitmesi için, yularından tutup, önünde yürür. Buna rağmen, yokuşun orta yerinde, eşek bir kez daha osurmaz mı!



...
GEÇİCİ EK NOTLAR : 

NASRETTİN HOCA'nın bu  anlatısının,YAZIMININ GECİKME NEDENİ 

Yine bu anlatı orijinaline göre, Nasrettin Hoca’nın mevtası (cesedi) Caminin yıkanma ve kefenlenme bölümünde bekler iken, yanına gelen oğluna Nasrettin göz kırpar, kimse görmeden yanına gelmesini işaret eder. 

Orada Nasrettin “Madem bu işe başladık. Sonunda da bir işe yarasın. Defin işleminden sonra, Münker ve Nekir diye iki melek, mezarda sorguya gelirmiş. Ben onlardan ilk sorguları ne oluyor? Neler soruyorlar? Bunları öğreneyim. İnsanlar, mezara bunları öğrenerek gitsinler. ” Deyip, arkasından, gömülürken yapılması gereken bir talimat veriyor.  …ve sabah erkenden gelmesini, kendisini mezardan çıkarmasını söylüyor. 

Yıkanma, kefenlenme ve defin işlemi hakkında, o dönemki uygulamalarla ilgili, biraz ayrıntı bilgiye ihtiyacım var. 

Bununla ilgili, kaynak bulma, bilgi ve sohbetine ihtiyacım olan kişilerle görüşmeye ihtiyacım var. ..da benim kafamda dinç değil. Öyle kişileri de biliyorum. Bu bilgiler elimde olmadığı için, bu anlatının yazım işlemini biraz geciktiriyorum. 
Anlayışla karşılamanızı dilerim. 

Not : Belki o bölümler, toplam 2 -3 satır olacak ama, gerçeğine uygun veya yakın olsun. 

---Nasrettin Hoca, tabuttan kafasını uzatıp, "Sağlığımda şu yoldan giderdim." sesi duyulur ama söyleyenin Nasrettin olduğu anlaşılmaz. Ve gömülür. Gece mezardan çıkar. O sırada oradan geçmekte olan Bezirganların Kervanındaki (Seyyar Tüccar) Fincancı katırlarını ürkütür. Tüm Porselen Fincanlar kırılır.  Bezirganlar, Nasrettin'i dövmek isterler, ellerinden zor kurtulur. 

Kasaba sakinleri; "Hoca öbür dünyaya gittin - geldin. Orada neler var?" deyince, "Fincancı Katırlarını ürkütmez iseniz, bir şey yok." der.  


No comments:

Post a Comment