Saturday, August 4, 2012

TAZE BAHARIM!.. YORGAN GiTTi, KAVGA BiTTi...

YORGAN GİTTİ, KAVGA BİTTİ!...

Nasrettin Hoca’nın iki eşi ile olan çeşitli olayları hep anlatılır. 

En meşhur olanı ise; Mavi Boncuk.

Nasrettin Hoca her iki hanımına da, birbirlerinden habersiz, mavi boncuk verir ve diğer hanımına bunu söylememesini tembihler. 

İki hanım, bir gün, Nasrettin Hoca evde yokken tartışırlar.

Tartışma konusu; “Beni daha çok seviyor!”

Bu tartışma üzerine Nasrettin Hoca eve gelir ve Nasrettin’e sorarlar:

-         Hangimizi daha çok seviyorsun?

Hoca yutkunur, cevap vermek istemez. 

Hanımlar sıkıştırırlar. 

Hoca her ikisine de şöyle candan bakar, her bakışta hanımlardan birisi daha çok umut lanır. 

Nasrettin Hoca pencereden dışarı bakarken söyler:

-         Mavi boncuk kimde ise, benim gönlüm ondadır. 

. . . 

Nasrettin Hoca’nın az bilinen yönü ise, üçüncü hanım. 

Yani, Nasrettin daha sonra, genç bir kız ile de evlenmiştir. 

Eş sayısı üç olmuştur. 

Bu olayın kısa hikâyesi de şöyle; 


Nasrettin Hoca’nın ikinci eş olarak aldığı kadını, Nasrettin’in ilk eşi daha baştan sevmemiş. 

Normalde, ilk eşin rızası alınmadan ve gönlü edilmeden, ikinci eş alınamaz. 

O dönem, genellikle de ikinci eşi, birinci eş bulur muş.  

İkinci eş daha çok, birinci eşin sözünü dinler, ev işlerini yapar, ilk eşte, çocuklarına daha çok zaman ayırıp, bağ bahçe işleri ile ilgilenirmiş. 

Bu yeni kadının bazı tavırlarına, ilk eş bir türlü alışamamış. 

“Kasabadan, baştan kimseyi beğenmemiş ve sonra evde kalmış. Evlenememiş. Evlenmemiş. Yaşı biraz ilerleyince de,  Nasrettin Hoca’yı o baştan çıkarmış! “ İlk hanımın bakışı böyle ama ikinci hanım güzel de! Biraz da kıskanırmış. 

İlk hanımın, halasının kızının komşusu bir genç kız, her gittiğinde onu çok iyi karşılar ve ona iltifatlar edermiş. Hocayı görünce de, onun entelektüel esprilerini duymak için, yanına yakın durur ve hocaya laf atarmış. Bu eve, sevmediği kuması ile birlikte gittiklerinde de, ortaya atılan konularda, hep bundan yana olurmuş. 

İlk hanım, birazda gayret göstererek, bu kızın gönlünü etmeye çalışır. Nihayet Nasrettin Hoca’ya, gönlüne göre bir eş... Kendisine de, anlaşabileceği bir kuma bulmuştur. Aslında kuma değil, kızı gibi görmektedir. Nasrettin Hoca’ya konuyu açar. Hocanın da hoşuna gider de… Hem kızın ailesi ve hem de, konu komşu bu işe ne der? Kız çok genç!

Bir de kıza, şaka yollu konuyu açar. Kız güler;

-         “Üçümüzü birden idare edebilir mi?” diye sorar. 

Nasrettin’in hanımı; 

-         “Vallaha o, üçü de idare eder dördü de…” cevabını verir.

Bu espri, Nasrettin’in de, kızın da kafasına takılır. Artık birbirlerini daha yakından incelemektedirler.  Eskisi kadar rahat, birbirlerine şaka yapamamaktadırlar. 

Aradan üç ay kadar süre geçer ve yeni bir gelişme olur. 

Kızın babası, kızının yaşına yakın birisini eve, annesinin üstüne, ikinci eş – kuma olarak getirmek istemektedir. 

Kız buna sert tepki gösterir. 

-         Eğer benim yaşımda, o kız ile evlenirsen, ben de Nasrettin Hoca ile evlenirim. Giderim “beni al.” Derim. 

Kızın babası, şaka-espri olarak söylediğini düşünür. 

Babası kızgınlıkla;

—Tamam, git sen de onunla evlen. Evde daha huzurlu oluruz!

Bu söz üzerine kız bohçasını toplar, Nasrettin Hoca’nın evinin yolunu tutar. 

Akşam yemek saatinde, Nasrettin’in evine varır, onlar da sofraya davet ederler. 

Bunlarla birlikte yemek yer. Yemek sonrası, Nasrettin Hoca’nın ilk hanımı ile evin ikinci katında bir odaya çıkarlar. Olayı, olduğu gibi anlatır. 

Kadın, şaşkınlığı geçince, odadan aşağı iner ve Nasrettin’e;

-         Annen seni Bayram Günü doğurmuş! 

Deyip, öteki hanım duymadan,  bir köşede konuyu Nasrettin’e anlatır. 

İkinci hanım kumasına da;

—    Halamın kızı beni oturmaya davet etmişti. Hadi oraya gidelim. Bu gün belki de orada yatarız.

Diyerek, hanım daha bir şey anlamadan, bunlar evden çıkarlar. 



Kız ile Nasrettin baş başa kalırlar. 

Biraz hoş sohbet ve esprilerden sonra, bunlar yatağa girerler. 

Yatağa giren ne yaparsa, onu yapmak için kerkeneceği sırada, dışardan bir gürültü-patırtı ve kavga sesi gelir. Ama öyle ki, başka konuya odaklanmayı önleyecek boyutta.

Gürültünün geçmesini biraz beklerler… 

Yine tam kerkeneceği sırada, bu sefer daha büyük gürültü, tartışma ve bazı şeylerin birbirine çarpması gibi sesler gelir. 

Nasrettin merak eder. 

Fakat çıplak. Üzerini giymeye de erinir. “Nasıl olsa gece vakti. Damdan bakacağım.” Diye düşünüp, yorganı sırtına alıp, eli ile önden de tutarak dışarı çıkar ve oradan yan dama geçer. 

Biraz ilerde, kalabalık iki grup tartışmaktadır. Ellerinde sopalar.  Birileri de onları ayırmaya çalışmaktadırlar.

Bu arada, muzip birisi Nasrettin Hoca’yı dam da o vaziyette görünce, çıplak olduğunu anlayıp, merdiven ile dama çıkar ve uzanarak Nasrettin’in üzerinden yorganı, hızla çekip alır. Merdivenden inerek, yorganla birlikte kaçar. 

Nasrettin Hoca, bir anda çıplak olduğunu unutup, yorganı geri almak için adamın peşinden merdivenden inip, adamı kovalamaya başlar. 

Kavga edenlerde, onları ayıranlar da, Nasrettin’in o haline gülerler. Ve o kalabalık dağılır. 

Nasrettin Hoca çıplak olduğunu anlayınca, kovalamaktan vazgeçip, sağını – solunu, önünü -arkasını kapatarak, eve tekrar gelir ama aşağıda ilk giriş kat ve ana kapı kapalı, arkadan sürgülüdür. 

Yeni eş, diğer hanımların geldiğini sanıp, üst kattan bakar ki, aşağıda Nasrettin ve çıplak!...

Hemen aşağı iner, kapıyı açar, Nasrettin’i de o halde görünce, o şaşkınlıkla… 

-         Kavga ne imiş? Ne kavgası imiş? Kavgaya ne oldu? Yorgan nerede? 

Diye sorunca:

— Vallahi taze baharım!.. Benim taze baharım. Ne olduğunu ben de anlayamadım. “Yorgan Gitti, Kavga Bitti.” Der.
.......
06/26/2011

No comments:

Post a Comment